Kozyatağı’nın Toprak Yolları Artık Plaza Ama Aşk Hala Aynı Üstadım
Moleskine Kasım 18th, 2007Uzun zaman oldu sanırım böylesi yazılar yazmayalı. Böylesi duygu yüklü ve kendime dair. Dün bir çok insan için sıradan bir 17 Kasım günü benim ve kız arkadaşım için çok özel bir gündü. Birlikte paylaşılan belli zaman süreleri geçince neden bunu kutlar insan ? Bu bir kutlama mıdır yoksa zamanın akıp geçmesinden dolayı bir hüzün müdür ? Sanırım gelecek için anı biriktirmiş olmanın verdiği bir sevinç (!?) Ama her ne olursa olsun çok güzel geçen bir altı ay oldu. Daha nicelerine.
Beni tanıyanlar az çok bu sektöre giriş hikayemi bilirler. Ne kadar tutkuyla ve severek bu işi yaptığımı; bu işi yapmak adına vazgeçtiklerimi. İnsanoğlunun hayatında dönüm noktaları vardır. Benim hayatımdaki dönüm noktalarında biride kariyerim ile ilgili. Belkide kimyevi hammadde ithalatçısı olacakken okuduğum bir yazı kendime getirmiş ve herşeyi geri çevirip sıfırdan bu yola baş koydum. Zaten aklımda olanları yapmam için bana gereken cesareti veren yazıyı hayranlıkla takip ettiğim Çetin Altan köşesinde yazmış bundan yanılmıyorsam 22 sene öncesinde. Yaklaşık 10 sene önce tekrar yayınlanması sonrasındahayatımı değiştirmemde bana cesaret vermiştir.

Yazının başlığı “Çalışmak ve Sevişmek”. Başlığından ne kadar iddalı bir yazı olduğu anlaşılıyor zaten. Hayata dair ve mutluluk üzerine yazılmış bir yazı. Herhalde bir gün bu yazıyı okuyup birilerinin hayatını değiştireceğini tahmin etmeden yazmıştır. Ama 5 sene önce tanıştığımızda bunu kendisine söylemiştim. Aradan uzun yıllar geçmesine rağmen beni unutmamış olması çok mutlu etti. Unutmadığını nerden biliyorum. O’nun sayesinde. Bir insan diğerini nasıl mutlu edebilir ? Ne para nede pul bazen ufacık bir gazete parçasının önüne geçemez. İşte ben ne kadar şanslı bir erkeğimki böyle özel bir günde bana verilebilecek en güzel hediyeyi aldım. Hediyem düşünceli sevgilim. Ve onun bana, benim için o yazıyı bulup Çetin Altan’a imzalatması.
Hep o yazı diye bahsettiğim yazıyı sizler de merak etmişsinizdir. İşte bir hayatta mutlu olmanın sırrına dair yazılmış Üstadın o güzel yazısı…
Unutmadan, o 22 sene önceki toprak yollu Kozyatağı’nda plazalar var artık üstadım, ama aşk hala aynı.
Çalışmak ve Sevişmek
Pek yakında onbeşine basacak olan büyük oğlum geçen sabah:
- Baba hayatta en önemli şey kadın galiba diyordu.
- Galiba ne demek, elbette kadındır, dedim.Kadınsızlığın ne olduğunu, üşüyen bir kedi gibi bir kadın sıcaklığı
özlemiyle büyük şehirlerde tek başına yaşayan erkekler bilir. Ne
Haliç’in gurubu, ne Marmara’nın sisleri, ne Kozyatağı’nın toprak
yolları, ne lokantadaki şarap, ne radyodaki müzik bir kadınla
paylaşılmıyorsa bir hatıra güzelliğiyle hafızada yerleşmez.Bir koltuğa oturunca etekliğinin altından diz kapaklarının,
yuvarlaklığını göstererek uzanan bacaklar… Her gülüşte ışıklanan
dişler… Dalgalanan saç, işveyle kalkan omuzu, ceylan
esnekliğindeki bel, ilkiyle milyonuncusu arasında aynı lezzeti
taşıyan, yarım kapaklı gözlerle dudaktan öpüşmesi. Cam üstünde kayan
şurup damlası gibi dudaktan boyuna kayan erkek dudakları…Kadın da hayatın en önemli şeyi değilse, önemlilik sözcüğü anlamsız
kalır hayatta.* * *
Ne çare ki kadın da, erkek de bu kadar tatlı, bu kadar vazgeçilmez
bir hikâyeyi karşılıklı rezil etmişler ve karşılıklı birbirlerini
mutsuzluğa mahkûm etmişlerdir.Kaç kadın vardır ki bütün alımlılığı, zekası, yüreği ve insanlığıyla
kadındır? Ve kaç erkek vardır ki aşkı mülkiyetin ötesinde bulacak
kadar budalalık tavanlarının üzerine çıkabilmiştir?Sevmediğin erkek ve sevmediğin kadınla, karın doyurmak için
sevmediğin yemeği yemek gibi sevişmek, hızlı çıkılmış bir merdiven
solumasından başka bir şey değildir. Ve merdiven bitince, insan o
kadar yabancılaşır ki birbirine, içine adeta bir sıkıntı ve bunalma
çöker.Ama aşk, gerçek aşk, gerçek aşkın sevişmesi… Pek az insana nasip
olacak kadar, bütün insanlığın ömürler boyu aranıp taranıp da kolay
kolay bir türlü bulamadığı tek ve mutlak mutluluktur dünyada.* * *
Bu kadar arandıkları halde neden bulamazlar bu mutluluğu insanlar?
Evlenme yükünün hantal ağırlıkları, mutlulukları kıskananların
mutluluklara engel olmak için yaptıkları baskılar; kadınların aşkın
tadını çıkaracaklarına, aşıklarının canını çıkarmaya kalkacak kadar
karşı cinse ezik ve hınçlı olmaları; erkeklerin kadınları eşitlik
dışı görecek kadar basit ve ilkel kalmış bulunmaları… Binbir türlü
saçma sapan pislik asidi ki, içinde mutluluk şekillenmeden erir
kaybolur. Bu arada toplumu ödemeden, gerçek bir özgürlüğün zaferini
iktisaden sağlamadan, aşkı geçinme vasıta etmeye kalkan bedavacılar
da büsbütün sulandırırlar, berbat ederler bu harikulade muhteşem
beraberliği…* * *
Bütün sistemler, doktrinler, ciltler, tezler, eserler, bu
beraberliği bütün insanlara en sağlam şekilde vermek içindir
aslında…Kimi:
- Zengin olursan her sevdiğini kolayca yanında bulursun, zengin
olmaya bak, der.Kimi:
- Mutluluğu sadece zengin olanlara değil, bütün insanlara mal etmek
için bunu zenginlerin hegemonyasından kurtarmak gerekmektedir, der.Kimi:
- Zengini, fakiri, başkasını ve başkalarını, söyleneni, söyleneceği
düşünmeden, kimi seviyorsan oluver onunla, oyalanmaya vakit yoktur
hayatta, der.Ve kimi zengin olmaya kalkar, kimi bütün insanlığı mutluluğa
eriştirmek için savaşır, kimi de boş verir herşeye ne olursa olsun,
sevişir sevdiğiyle…* * *
Daha doğrusu sonuncular buna kararlıdırlar da bir türlü kararlarını
tatbik edecek ortamı ve fırsatı bulamazlar. Zenginlerin ise çokçası,
tam aradığını bulmadan, bir doyup takınıvermişlik vardır içlerinde.
Sahte nezaket vesuni heyecanlarla, bunu yutmuş görünen kadınların bir garip oyunudur
onlarınki…O çevreden de pek az çıkar gerçek aşk.
Onun için bütün insanlığı bu mutluluğa eriştirmek için savaşanlar
haklıdırlar. Çare olarak da:- Sevişmeyi geçinmeye ve mecburiyete köle etmekten kaçının, geçinmek
için çalışın ve aşk için sevişin, derler.Mutluluğun tılsımı sevdiğin işte doya doya çalışmak ve sevdiğinle
doya doya sevişmektedir çünkü…
Zeynep Göktuna’ya…
















Kasım 18th, 2007 at 17:49
aşığım…
aşık….
aşığız….
Kasım 19th, 2007 at 17:25
Bir erkeğin sevgisini dile getirmesi kadar özel ve güzel ir şey yok bu dünyada.Sevginize nazar değmesin
Eşimle kendimi buldum sanki. O plazaların olduğu yerde yaşıyoruz biz de Kozyatağın’da sanırım aşk semti olsa gerek. Tanrı sizi korusun.
Kasım 21st, 2007 at 09:30
Sen geldin tekrar dünyama
sen geldin hayalllerime
senin adın yine dillimde
Sen Geldin yine
Elimde Bir tek resmin
Hayalimde binlerce resmin
Yine sen hayallerimde
Seni düşledim, Seni istedim
Tek suçum sevmekmiş
Sevmeyi şimdi anladım
Sevmeyi istedim,Seni istedim
Gözlerin kaçırma benden
Kaçma ne olursun bende
Kaçma benden sevdiceğim
Kaçırma artık beni
Gözlerini kaçırma benden
Bir çift göz vardı resimde
O resim solmasın dedim
Hüzünlendim Ağladım
O resmini ıslattım..
Şimdi elimde hiç birşey yok
Şimdi yine yalnızım
Seni düşledim,Seni andım
Sevmeyi bilen gözler benide severmi diye bekledim
Avundum kendimce
Avundum elimdeki resmince
Resmine baktım yine
Hayalimde yine sen vardın
Sesimi duyarmısın artık bilmem
Sesim eskisi kadar çıkmaz artık nedendir bilmem
Sevgiyi aşkı çağıran bu diller
Artık sevgisiz ve sensiz
Seni bekledim Yine dün gece
Gelirsin diye bekledim
Hayallerimle avundum yine
Dün gece yine seni bekledim..
Artık üzülme diyorsun
Ama elimden gelmez diyorsun
Ben sana sevdiğimi diyorum
Sen bana olmaz diyorsun
Bir gün yolun düşerse buralara
Yolda küçük bir ağaç var görürsen
işte O ağaçta adın kazılı
Kalbime kazındığı gibi..
Ben Bir Kestane Ağacıyım