Şirin bir balıkçı köyü : Kıyıköy
Fotoğraf, Gezi Notları Ekim 29th, 2007Fotoğraf ve fotoğrafçılık en büyük hobim. Ayrıca gezmeyi ve yeni yerleri görmeyide çok severim. Fotoğraf çekmek için fırsat buldukça seyahat ediyor ve yeni yerler keşfediyorum. Baktım ki bu yerlerin sayısı her geçen gün artıyor bende sizlere bu gezilerde edindiğim izlenimlerimi bu bölümden aktarmak istedim.
İlk yazımızdaki durağımız şirin bir balıkçı köyü : Kıyıköy. Öncelikle geziye katılan ekip hakkında bilgi vermek istiyorum.
Zeynep Göktuna : Kendisi kız arkadaşım. Psikolog. Bundan sonra sizlerle paylaşacağım tüm gezilerdeki daimi yol arkadaşım. Hayatımın başrol oyuncusu, esas kadın.

Faik Kayhan : Bilge Adam Bilgi Teknolojileri Akademisi Pazarlama Müdür Yardımcısı. Ayrıca Tracking ve benzeri konularda da çok deneyimli. En büyük hobisi fotoğraf. Kabul etmek gerekirse bende de daha iyi bu konuda.
Ebru Albayrak : Zeynep’in eski iş arkadaşı ve aynı zamanda yakın bir dostu. Fizyoterapist.
Kemal Sidar : Ebru’nun erkek arkadaşı. Doğan Platform’da Satış Yöneticisi. Yakın zamanda yeni bir girişim içinde yer alacak. Kemal’inde en büyük hobisi fotoğraf.
Ekip olarak İstanbul’dan yola çıktık. Haftasonumuzu geçirmeyi planladığımız Kıyıköy gezimiz öncesinde fotoğraf ekipmanlarımızı ve çantalarımızı hazırladık. Sabah yol öncesinde seyahate başlamadan Aslı Börek‘te güzel bir kahvaltı yaptık ve kahvelerimizi içtik. Hedefimiz Kıyıköy ve artık yoldayız. Anadolu yakasından çıktığımız yolda ilk durağımız Kemerburgaz oldu. Ordan sonrasında sahil şeridini takip ederek manzaralı bir güzergah belirledik. Ancak Sahile paralel giden yol Terkos civarlarında kesiliyor. Hazır gelmişken Terkos ve çevresinde de bir tur atmış olduk.

Toplam yol İstanbul Anadolu yakasından yaklaşık 230 km. civarında. Gezerek dahi olsa yaklaşık 4 saat sonra Kıyıköy’e varmak mümkün. Aslında TEM’den giderseniz daha hızlı varabiliyorsunuz. Ancak benim önerim eski Edirne yolunu kullanmanız. Yolun iki tarafındaki ormanlar ile yeşile doyarak keyifli bir yolculuk yapıyorsunuz.
Kastro
Kıyıköy’e varmanıza yaklaşık 10 km. kala Kastro sapağını göreceksiniz. Sizde bizim gibi meraklı iseniz uğramanızı tavsiye ederim. Tabelasında her ne kadar 7 km. yazsada çok bozuk ve dar bir yolu yaklaşık 20 dakikada alabiliyorsunuz. Sonunda karşılaştığınız manzara ise bu yorgunluğunuza fazlasıyla değmekte. Bir dere ile denizi ayıran koyun iki yanında farklı tadlara ulaşabiliyorsunuz. Konaklama olarak tek şansınız çadır kurmak. Eğer Temmuz veya Ağustos ayında gidecekseniz yerinizi mutlaka ayırtmanızı tavsiye ederim. Tesis olarak bir iki ufak büfe ve çay bahçesinde dışında bir şey yok. Tamamen bakir doğa.
Kastronun dere kıyısında kiralayabileceğiniz sandal ve deniz bisikletleri bulunmakta. Dilerseniz sevgilinizin fotoğrafınıda çekebilirsiniz…
Ve İşte Kıyıköy…
Tepeden sahile doğru inmeye başladığında gördüğünüz manzara günün tüm yorgunluğunu alıp götürüyor. Geçimini balıkçılıkla kazanan köy gerçek bir Trakya köyü. Uzun yıllardır tarihi yapısı ve doğal güzelliği hiç bozulmamış. İlk hayranlıkla tepeden köyü seyretme sefası bittikten sonra sıra konaklama yeri bulmakta. Yapılabilecek en büyük hata Kıyıköy’e Ağustos ayında yer ayırtmadan gitmekmiş. Bunuda öğrenmiş olduk; siz aynı hataya asla düşmeyin. Yaklaşık 2 saat boyunca köydeki tüm otel ve pansiyonları gezen ekibimiz yorgunluk ve umutsuzlukla Kartal Tepe mevkiindeki bir çay bahçesine oturdu. Artık yer bulamayız diye düşünüp bir yandan manzara seyrederek yemek yedik.
Kıyıköy’ün sahilide aynı Kastro’daki gibi ilginç bir koy. Köy boyunca her iki yanından akan Pabuç ve Kazan derelerini kesen koyun bir yanı deniz öteki yanı dere. Ümitsizce en azından gelmişken Kartal Tepe’den görmüş olduğumuz derelere gidelim istedik. Dere kıyısı boyunca deniz bisikleti,kano ve sandal kiralanabiliyor. Sandal turu için konuştuğumuzda öğreniyoruzki yoğunluk nedeniyle yer bulamayan turistlere köylüler kendi evlerini kiralıyorlar. Sandalcıyıda yanımıza alıp eniştesinin kiralık evine gittik.
Kıyıköy’de ortalama 50-80 YTL arasında 3 oda bir salon tek katlı şirin bir köy evi tutmak mümkün. 5 saate varan arama sonucunda artık bizimde kalacak bir yerimiz var.
Saatlerimiz akşam üstünü göstermiş ve biz çok yorulmuş olsakda evimize yerleşir yerleşmez bu şirin balıkçı köyünü turlamak için harekete geçtik. Öncelikle köy meydanına gittik. Burda modern yapıların yanı sıra ara sokaklarda eski ahşap yapılarada rastlamak mümkün. Limana indiğimizde muhteşem manzaralarla karşılaştık. Yorgun olduğumuz için çekemediğimiz ancak ertesi güne çekmeyi planladığımız fotoğraf kareleri için yer beğendik. Hava kararmaya ve iyice yorulduğumuzu hissetmeye başladığımızda akşam için alış veriş yapmaya başladık. Köyün tepesinde deniz manzaralı köy evimizin terasında yapacağımız mangal partisini iple çekiyorduk. Birkaç tane kasap bulunmasına rağmen tavsiye üzerine Kurt kasabı bulduk. Sebebi ise özellikle kendi yaptıkları kasap sucukları. Aklınızda bulunmasında fayda var.
Hazırlıklarımızı yapmış mangal keyfimizi yapmaya henüz başlamıştık ki Trakya’da olduğumuzun bir kez daha farkına vardık. Akşam kararıp köylüler evine çekilmişti ama yaşam henüz onlar için bitmemişti. Sıcak Trakya halkının ne kadar eğlenceli insanlar olduğundan sanırım bahsetmeme gerek yok. Köy evlerinin teraslarında toplanan dostlar, aileler… Gecenin sessizliği çalınan darbuka ve klarnetin sesine yenilmiş ve evlerden çoşkulu eğlence sesleri gelmeye başlamıştı.
İnsanların sanki bir masal kahramanı gibi yaşadıkları bir köy Kıyıköy. Sabah karşı naralar atarak evine dönen adamları sürükleyerek kapıdan sokan kadınları görünce; kendimi cennet mahallesi dizinin setinde sandım.
Uzun süren gece muhabbeti sonrasında günü boşa değerlendirmemek adına yataktan sürünerek kalktık. Ama inanın gün boyunca yaşayacaklarımızı düşününce o yorgunluktan eser kalmıyor. Kartaltepe mevkiinde tüm manzara ayaklarınızın altında çok güzel bir kahvaltı yapabiliyorsunuz. En güzeli ise karşı tepeye kurulu mandırada iki hırçın atın dört nala koşusunu izlemek.
Sırada Sandal Keyfi Var

Pabuç deresi ilk bakıçta çok uzun gözükmesede kürek çekmeye başladığınızda gerçeği anlıyorsunuz. Yaklaşık 1,5 saat boyunca kürek çekmenin vermiş olduğu yorgunluğu atmak için tavsiyem güzel bir yemek ve sonrasında hamak keyfi. Gezinin en ilginç yerlerinden biri ise kayalar oyularak inşa edilmiş Mağara Manastır’dı.

Mağara Manastır Bizanslardan kalma. Yaklaşık 10 0dacıktan oluşuyor. Manastırın en dibinde sağ tarafta aşağıya doğru bir iniş ve orda su yatağı olduğu söyleniyor. Ancak ne yazık ki köylüler bu girişi kapatmışlar. Yine tam orta yerinde basamaklardan oluşan bir toplantı yeri var. Söylenene göre dini törenlerin yapıldığı alan.

Güzel bir haftasonu geçirmek isteyenlere tavsiye ederim. Deniz ve bozulmamış doğasıyla Kıyıköy sakin bir tatil hedefleyenler için birebir. Fotoğraf konusunda da merakınız varsa gerçekten görülesi bir yer. Umarım verdiğim bilgiler faydalı olmuştur; bir başka durakta görüşmek üzere…
Ekim 29th, 2007 at 17:28
o kadar guzel anlatmışsın ki. sanki oradaymışım gibi hissettim. yazdıkların sayesinde kıyıkoy e geziler artacak gibi hisediyorum
Şubat 26th, 2008 at 22:55
kıyıköye 29 10 2007 de gittim sakin di ama çok güzeldi yazdıklarınızla yine o güne döndüm. orada bi yerde sanırım ayanikola pansiyondu telefonunu bulamıyorum bulabilirsem oraya gidicem tekrar. süperdi herşey
Nisan 25th, 2008 at 12:42
Kıyıköy hakkında daha fazla bilgi ve fotoğraf için www.kiyikoy.org sitesini ziyaret edebilirisniz. iyi çalışmalar.
Mayıs 3rd, 2008 at 13:45
ben oraya doğduğumdan beri yani 13senedir gidiyom ama çok süper biyer gitmenizde tavsiye war!!!!!